We Are Travelers
/
Portrait of the traveler

Her Yolculuk Yeni Bir Keşif, Yeni bir Başlangıçtır

Her yolculuk yeni bir keşif, yeni bir başlangıç, heyecan ve umuttur. Benim için öyle.

Yolculuk öncesi planlar da bunun bir parçasıdır. Çoğu zaman günler öncesinden başlayan o heyecanı yenmek için seyahati düşünmemeye çalışsam da elimde değil illa girip bir yerlerden araştırmalar yaparım. Bu bazen YouTube olur, bazen gelişigüzel Google olur. Seneler içinde tabii araştırma kaynakları da çokça gelişti. Eskiden "Lonely Planet" vardı. Haftalar önce alır, hiç sıkılmadan okurdun. O kadar okurdun ki, not almak ve gözünde canlandırmak neredeyse sanki seyahate hazırlık değil, çalışıp sonra da yaşamış gibi hissetmemi sağlardı. Bazen ise sabırsızlıkla birlikte içim sıkılır ve bir an önce okumak yerine gidip yerinde göreyim isterdim. Tüm bu duyguları şu an yine o günkü gibi hissediyorum.

Evet, seyahat etmek, benim için bir hayat felsefesine, hayatın amacı ve anlamına ne zaman dönüştü o günü çok iyi hatırlıyorum. Annemi erken yaşta kaybettiğim 2005 yılının Nisan ayında babamla Kadıköy'de bir lokantaya gitmiştik. İkimiz de buruk, hüzünlü ve üzerimizdeki ağırlıkla yemek yiyor, birbirimize de fazla yansıtmamaya çalışıyorduk. Annem çok gençti, hayat doluydu ve öyle aramızdan, bu dünyadan ayrılmıştı. Yoktu artık. İşte o kayıp bana hayatın anlamını, amacını bir kez daha sorgulatmış, geldik gideceğiz, anlam nerede, mana nerede.

Babam bir ilim adamıydı. Hoca idi. Mantık adamıydı. Biraz utana sıkıla dedim, "Ben galiba buldum hayatın amacını, anlamını. Sana anlatayım, mantıklı mı değil mi bana söyler misin?"

Dünya, bu hayat bir oyun. Bizler kızma birader tahtasındaki piyonlarız. Hepimiz başlangıç noktasında hayata (oyuna) başlıyoruz. O tahtada (dünyada) zar atarak ilerliyoruz. Oyunun kuralları herkesçe biliniyor. Matematik denklemlerinde olduğu gibi önce bilinenleri yazarsın. Sonra bilinenlerle bilinmeyene ulaşmaya (çözmeye) çalışırsın. Bilinenler:

Hepimiz bir yerde bir zaman doğduk.
Bir gün öleceğiz.
Ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz.

Bu oyun tahtasında (dünyada) ilerlemeye devam ediyoruz ve bu tahta kâinatın, evrenin tüm güzelliklerini, tüm mucizelerini barındırıyor.

Tahtada zar atıp ilerledikçe, yol ayrımları varsa hangi yolu seçeceğimize biz karar veriyoruz.

Bu oyunun kazananı kim? Bu bilinenler doğrultusunda diye kendime sorduğumda net cevabım şu olmuştu:

Ne kadar zamanımız olduğunu bilmediğimiz bu mucizeler diyarını ne kadar çok keşfedebilir, anlar, görür, hayran kalır, hisseder ve yaşayabilirsek; bu güzellikleri ve her dakikaya şükredersek, farkına vararak o kişi oyunun kazananıdır.

Bu basit ama derin anlamlandırma karşısında babam bana bakmış ve ilgiyle, biraz da hayretle onaylamıştı. Demişti ki, "Doğru düşünüyorsun." O günden sonra hayatımın ana gayesi bu oldu.